İsrail-Filistin ekseninde Hobbes, Sineklerin Tanrısı ve devletin bugünü

Sineklerin Tanrısı ve Hobbes’un “doğa hali” tanımı ne kadar da birbirinde karşılık buluyor, tek ve önemli bir fark dışında: Hobbes doğa halinde anarşi içinde olan, ihtilafın vereceği zarardan korkan insanın anlaşmalar yoluyla doğa halinden sıyrıldığını anlatıyor, oysa film medeniyetin içinden gelip ıssız bir adaya düşen çocukların doğa halinde kaldıklarında nasıl da medeniyetten uzaklaştıklarını anlatıyor.

Hobbes, Leviathan’da doğa halinde herkesin eşit olduğunu söyler, birinin gücü diğerinin zekası ya da kurnazlığı ile karşılık bulur. Böyle bir durumda herkes haklı ve herkes haksızdır, bu nedenle sözleşmelerin bir geçerliliği de bulunmaz, bu da yazılı anlaşmalar yolunu açar. Birinin diğerinin canına ya da malına kastını engelleyici kurallar ve cezalar koymak hukuku ve doğa halinden çıkışı sağlar, ancak herkesin eşitliği devam ederse yazılı kuralların uygulanamayacak olması, kuralları uygulatacak bir büyük güce ihtiyaç teşkil eder. İşte bu noktada topluluğun rızası ile daha büyük bir güce yetki verilir ve o güç bizi birbirimizden koruyacak olan ‘devlet’tir. Sineklerin Tanrısı’nda ise devlet geleneğinden gelen çocukların daha başından lider olarak seçilmiş Ralph’e rıza göstererek devlet olma hakkını verdiklerini görüyoruz, nitekim topluluğu mümkün olabildiğince demokratik bir biçimde yönetmeye çalışan Ralph’in karşısında çeteleşen Jack ilginçtir ki katolik okulu öğrencisidir ve bu okuldan gelen tüm çocuklar da Jack’in safında yer tutarlar, oysa dinler tarihine bakarsak özellikle ilahi dinlerin toplumda siyasal ve hukuksal düzenin sağlanması için -ilahi bir güç tarafından ya da insanlarca- tasarlandığını görürüz. Katolik okulundan gelen çocukların demokratik ve ılımlı bir yapı yerine neden Jack’in safını tercih ettiklerini ancak doğa halinin ihtilaflı durumundan yola çıkarak açıklayabiliriz, zira Jack hayatta kalmalarını sağlayacak en önemli besin olan eti, fiziksel gücünün verdiği güvenle doğadan gelebilecek vahşi saldırılara ve tüm çocukların canavar zannettiği gizemli bir varlığa karşı korunmayı vaat ettiği için hayatta kalmayı daha ön planda tutan çocuklar Jack’a katılmayı tercih ettiler, öyle ki bu korku Piggy ve Ralp’in de sona doğru Jack’e katılmak istemelerine dek varacak, çünkü adanın hakikat peşindeki küçük filozofu Simon’ın canavarın aslında kaza geçirmiş bir paraşütçü olduğunu keşfedip gerçeği diğerlerine anlatmak için gelirken karanlıkta canavar zannedilip her iki grubun linç etmesiyle gerçekleşen ölümü Ralph’ın korkularını açığa çıkarır, çünkü Piggy’nin de olayın vehametini yok göstermek için, sadece bir kazaydı meşrulaşmasına sığınmasıyla vahşet adada birincil güç olarak kabul edilmiş olur.

Filmdeki doğa hali, Hobbes’u en çok sözleşmelerin geçersizliği konusunda haklı çıkarıyor. Nitekim daha başta Jack’in de onayıyla lider seçilen Ralph’in liderliği hiçbir feshe dayanmadan görmezden geliniyor, ateşi korumak ve avla meşgul olmakla görevlendirilen ekip çeteleşip yalnızca kendileri için avlanıyorlar, çünkü çocuklar tam olarak doğa halindeler ve eşitler, kendilerinden daha güçlü ve sistematik bir güç olsaydı caydırıcılık getirecek olan hukuksal bir anlaşmalar bütünü sağlanabilir, Simon ve Piggy ölmez ya da yapılanlar cezasız kalmazdı. En nihayetinde denizden gelen asker (Leviathan) buradaki beklenen büyük rıza gösterilecek olan güç, yani devlet olarak değerlendirilebilir; zira tüm gücü kendinde gören Jack ve çetesi, Ralph’i öldürme eyleminden sadece daha büyük bir güç tarafından alıkonulabilirdi.

Asker son sahnede Ralph’ın hayatını kurtaran Leviathan’dır, yani onu diğerlerinden koruyan, bizi birbirimizden koruyan ve hepimiz üzerinde eşit tahakküme sahip devlettir.

Peki ya devletler bizi birbirimizden ve hatta kendinden bile korumuyorsa?

Hatta İsrail-Filistin arasında yaşanan dehşeti izlerken gördüğümüz üzere bir devlet bir başka devlet ve halkına günümüz dünyasında, tüm insanlığın gözleri önünde şiddet yağdırır ve soykırım yaparken diğer devletler paralize halde bekliyorsa…

Elbette Leviathan ile kastedilen devlet değil, “olması gereken devlet”. Yani bir sistem, adil bir güç, uç duygulardan uzak hakkaniyetli ve akılcı bir yapı. Ancak yine de Hobbes önder ya da erk kim ise ona koşulsuz biat ile bağlanmayı bu sağlamlığın temeli olarak görür. Yine yapıyı kaçınılmaz yapan ve bu formda kalmasını sağlayan kavramı “güç” olarak konumlandıran Hobbes, varlığını devam ettirme mekanizmasının işlevinin güç kullanımıyla sağlandığını ileri sürmektedir. “Hobbes kavrayışına göre güç; gelecekteki beklentilere ulaşmak için bugün sahip olunan kaynaktır. Bu nedenle yaşamsal faaliyet devam ettiği sürece daha fazla güç arayışı da devam edecektir” der David P. Gauther. “Ortaya konan ilişkilendirme, güvenlik üzerinden yapılan rekabeti hem tehdide ve düşmana eşitleyen bir denklemi, hem de güvensizliğin anlamını tanımlı hâle getirmektedir. Meydana gelen yapının bir diğer yan ürünü de kazanmak için saldırgan davranışı tetiklemesi ve neticede önleyici saldırı yöntemini mücadele araçları arasına almasıdır” der Zafer Balpınar devamında.

Thomas Hobbes

Peki İsrail’in güç kullanımı esaslı güvenlik anlayışının Thomas Hobbes’un bu yaklaşımına dayanımı nasıl analiz edilir? Zafer Balpınar’ın konuyu analiz eden çalışmalarının gösterdiği üzere, İsrail’in güvenlik anlayışının amacı Filistin topraklarında var olmak ve hayatta kalmaktır. Bunu başarmak için çatışmadan kaçınmak yerine sürdürülebilir bir çatışma durumunu güvenlik anlayışı olarak benimsemiştir.

Balpınar, çalışmasında güvensizliğin süreklilik açısından belirleyici rolü ve bir araç olarak güç kullanımına verilen atıf rolü, İsrail’in güvenlik anlayışının Thomas Hobbes’a ait “doğa durumu” kavramı üzerinden açıklanmasına ve ileriye dönük bir projeksiyon oluşturulmasına zemin sağladığını yazarken David Runciman, “Politika” kitabında Hobbes’un çok geniş kesimlerce yanlış anlaşıldığını, devlet şiddetinin suçunun Hobbes’un üzerine yıkıldığını iddia ediyor, nitekim Hobbes’un güçten önce biata önem verdiğini, ama devlet mekanizmasını kötücül yönde kullanan bir yönetim ya da liderin yıkılmasını gerektiren durumlarda buna destek verilmesi gerekirse hızla gerçekleştirilip yerine gelen yeni yönetime aynı biatla ya da sisteme bağlılıkla devam edilmesini önerdiğini belirtmekte fayda var.

Velhasıl, Hobbes’un doğa hali tanımı İsrail’in şiddetine bir dayanak oluşturabilir mi emin değilim, çünkü İsrail-Filistin meselesi doğa halinden çoktan taşmış, tüm dünya devletlerini bağlayan bir kangren sorun on yıllardır. Doğa hali tanımıyla yaşanan sorunları devletlerarası değil devlet halk ilişkisi içinde incelemek daha makul geliyor. Doğa halinde kalan topluluğun devlet eliyle sınırlandırılması söz konusu Hobbes’un tanımında, oysa İsrail ve Filistin bunun çok ötesinde bir yerde.

Leviathan rolünü Birleşmiş Milletler bile üstlenemiyor bu kaotik tabloda. “Çocuklara karşı süren bir savaş” olarak tanımlanan bu korkunç suç Hobbes’a mal edilemeyecek kadar büyük!

Yorum bırakın